Prof. Dr. Esat Orhon

Makaleler

Neymiş bu Menopoz?

Menopozu mümkün olduğu kadar sıkıcı olmayan, hoş bir dille anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle 3 konuda anlaşalım..

1.Menopoz, MENOPOZ şeklinde yazılır ve okunur. MenApoz yanlıştır.

2.Menopoz dönemi diye bir şey yoktur. Menopoz en son adet kanamasına verilen isimdir. Yani bir dönem değil, zaman çizelgesinde nokta bir gündür. Menopoz öncesi Premenopoz, menopoz sonrası ise Postmenopoz olarak adlandırılır. Bunların tümüne Perimenopoz veya Klimakteryum denir.

3. Menopoz sonrası, yaşamın üçte bir’lik süresini kaplar, o nedenle önemlidir. Yaşlanmayı durdurabilecek bir güç yoktur ama, “ihtiyarlamayı” belki biraz geciktirebiliriz.

Bu dönemde sıkça sorulan sorulardan bir kaçı şöyledir:

Menopozda hangi tetkikler, takipler yapılmalı?
Hormon almalı mıyım? Alırsam kanser tehlikesi olur mu?
Aşağıdaki yazı, bunlara cevap niteliğindedir. İlgi duymayanlar gerisini okumasa da olur.

Hangi periodik kontroller yapılmalıdır?

Rutin yıllık jinekolojik muayene : Asla çekinilecek veya utanılacak bir şey değildir. Bundan kaçanlar, sonuçlarına da hazırlanmalıdırlar. En büyük korku şu soruyla karşımıza geliyor: “Şimdi durup dururken, niye doktora gidecek mişim, üstelik gidip de bir sorun çıkarsa, ne yaparım?”…
İşte en büyük otosansür budur. Bu korkunun herkese göre değişik rasyoneli olabilir. Asla temenni edilecek şey değil ama, perimenopozal kontrollerini yaptırmayarak başı derde girenlerin “Keşke…” ile başlayan yorumlarını duyabilseydiniz, düşüncelerinizin değişeceği kuşkusuz olurdu.
Vaginal Pap Smear: Bu zaten jinekolojik muayenenin bir parçası olup, ekstra bir yük getirmeyecektir.
Meme ultrasonografisi: 35 yaş üzerinde her yıl yapılması gerekir. Korkularımız bizi burada da frenlememeli. Eğer memede bir kitle, kist, kalsifikasyon çıkacak olursa, bunları çok az bir kısmı malign tümör (kötü huylu) çıkacaktır. Zaten amaç da, bunları erken yakalamaktır. “Ya bir şey çıkarsa…” korkuları, bizleri bazen gecikmeye götürebiliyor.
Mammografi: Bu bir radyolojik tetkik olup, özellikle 50 yaş üzerinde tanı değeri çok daha yüksektir. Bundan çekinenler, 35-50 yaşlar arasında her yıl meme ultrasonografisi yaptırmalı, 50 yaş üzerinde ise, iki yılda bir mammografi, ara yıllarda da meme ultrasonu yaptırmalıdır. Bu arada, radyoloji uzmanlarının mammografiyi her yıl önerdiklerini de eklemeliyim.
Rutin kan biokimyası : Check-up şeklindeki tüm kan ve idrar tetkiklerini kastediyorum. Menopozla ilgili olsun olmasın, bir çok tanı bu testler yoluyla konabilir, bundan asla kaçmamak gerekir.
Tümör markerları CA-125, CA 15-3 ve CA 19-9 : Bu testler de kan testleri olup, meme, yumurtalık ve barsak kanserlerini işaret eder. Tanı değerleri % 100 olmasa bile, takiplerde yararlı olabilir. Onkoloji uzmanları, tümör markerlerının rutin testler arasına girmesinin gerekli olmadığını, yalnızca gerçek tanı konmuş kanserlerin takibi için gerekli olduğunu ifade ederler.
Kemik Mineral Yoğunluğu : (Bone Mineral Densitometry – BMD): 50 yaş üzerinde her yıl yapılmalıdır. Çok kolay yapılan bir testtir. Eğer bu değer çok iyi ise, iki yılda bir yapılması da yeterli olabilir.
Bone mineral densitometride özellikle L-4 seviyesinde (el bilek ve kalça eklemini geçiniz çünkü bunlar sağlı sollu çifttir ve vücut ağırlığını paylaşırlar, osteopeni düzeyinde veya T skoru -1 civarında olduktan sonra pek de önemli değildirler. (T skoru = hastayla aynı yaşta ve aynı coğrafi bölgede yaşayan (bizim kriterimiz Akdeniz ülkeleridir) diğer kadınlarla kıyaslandığında genel ortalamanın altında veya üzerinde olduğunu gösteren skordur)
T skoru 0 ile -2.5 arasında ise bu osteopeni’dir (kemik zayıflığı).
T skoru -2.5 ten dahi daha düşük ise, buna osteoporoz (kemik erimesi) diyoruz.
Bu durumda tedaviye başlanmalıdır.

En önemli nokta, BMD sonrasında ortaya çıkar. Eğer hastaya osteoporoz tedavisi verilecek ise, oturup düşünmeye başlıyoruz.

Hormon tedavisi verelim mi yoksa hormon içermeyen alternatifler mi verelim?

Bu sorunun Evet / Hayır şeklinde cevabı yoktur. Kişiye göre değişir.

Menopoz öncesi ve sonrasında hormon tedavisi alıp alınmayacağına öncelikle hastanın kendisi karar verir. Ancak genellikle bu yaşlardaki kadınlar, hekime danıştıklarında, verilmesi gereken cevap şu olmalıdır:

Hormon tedavisine gerek olup olmadığına bizler değil, kemikleriniz karar verir.
Eğer osteoporoz yoksa, hormon alıp almamak bir tercih meselesidir.
Eğer osteoporoz varsa, işte o zaman kemik erimesi tedavisi verelim ama bu tedavi hormon içermeli mi, yoksa içermemeli mi sorusunun cevabını bulmak için ilk paragrafta yaptığımız testlerin sonucuna bakıyoruz.
İlk tercih hormon replasman tedavisidir ancak, “sakıncalı değilse” yapılır.
Sakınca varsa, aşağıdaki alternatif tedaviler yapılır.

Hormonların sakıncalı olup olmadığı sorusunun cevabı ise şu :

Memede fibrokist varlığı, ailede meme kanseri yatkınlığı, ailede endometrium kanseri, hastanın kendisinde endometrium hiperplazisi, tromboflebit ve 35 yaş üzeri sigara içilmesi ve ciddi karaciğer hastalıkları

Karar verme aşamalarına devam edelim:

Ailede over kanseri, CA 125 > 35 ve CA 15-3 > 35 olması halinde elimiz estrojen replasmanına pek gitmez, (tabii burada tümör markerları rutin tetkikler arasında mıdır tartışması başlar ama ben kulak asmam çünkü kendi yakınım olsa ben hepsine yıllık tümör markerlarını baktırırım, o halde her vatandaşa da baktırırım (bu bir tarama testi midir, ucuz mudur, pahalı mıdır tartışması saçmadır, çünkü meme ve yumurtalık kanserinin tedavisi daha pahalıdır), endometrium çift duvar kalınlığı > 14 mm ise estrojen vermeyi pek düşünmem, (özellikle ailede endometrium kanseri öyküsü var ise), endometrial biopsiyle ispatlanmış kistik glandüler hiperplazi var ise yine hormon tedavisi düşünmem. Karaciğer, kontrol dışı diabetes mellitus, böbrek, geçirilmiş tromboflebit, > 35 yaş + sigara içimi hormon tedavisi kontrendikasyonlarıdır (verilmemelidir). (Hormon tedavisi kilo aldırmaz, ancak anabolik etkilidirler, iştah açarlar, yerseniz kilo alırsınız, ilacın günahı yoktur).

Rutin biokimya testlerinde HDL’nin (iyi kolesterol) 35’ten küçük olması, hormon tedavisi için iyi bir gerekçedir. HDL yani iyi kolesterolü arttıran tek şey egzersizdir. Tavsiye edilen tüm ot-kök tedavileri ve ilaçlar yararsızdır. Estrojen replasman tedavisi (ERT), konjüge estrojen + medroxyprogesteron kombinasyonudur. (rahmi alınmış olanlarda progesteron ihmal edilebilir). Önemli verilerden biri de servikovaginal smear’dır. Squamokolumnar junction’ı içermeyen smear’lar dikkate alınmaz, gerekli inceleme bölgesini kaçırmış olurlar. CIN 1 ve üzeri, hormon tedavi kontrendikasyonudur (hormon verilmemelidir). Hiç kimse bana servikal kanserle estrojenin ne alakası var demesin, “Kendi yakınında CIN 1 varken estrojen verir miydin?” diye adama hesap sorarlar.

Gelelim non-hormonal (hormon içermeyen) tedavilere. Bazı hastaların osteoporozu yoktur ama, hot flushing (sıcak basmaları), vaginal kuruluk, libido azlığı ve genel depresyonlar olabilir. Kocam beni eskisi kadar sevmiyor” yaşlarıdır, anlayış gösterilmelidir. Bu hastaların hormon replasman tedavilerine karşı ön yargıları da olabilir, saygı gösterilmelidir. Bu gibi durumlarda en akılcı tedavi tibolon (Livial 1×1 6 ay verilir). Well-being (kendini iyi hissetme) duygusu verir. Hormonal metaboliti yoktur, yan tesirsiz bir şekilde yıllarca devam edilebilir. Üstelik hafif osteoporoz tedavileri için de ilk seçenek olabilir. Son yıllarda meme hiperplazisi yaratabildiğine dair bazı kesinleşmeyen bulgular yayınlanmıştır.

Osteoporoz için non-hormonal alternatif tedaviler nelerdir?

Süt ve süt ürünleri : 40 yaş üzeri her kadının her gece bir bardak süt içmesi zorunludur. 40 yaş üzeri her kadının her gece bir bardak süt içmesi zorunludur. 40 yaşındaki her kadının her gece bir bardak süt içmesi zorunludur.

Not: Yukarıdaki cümle yanlışlıkla değil “bilerek ve isteyerek” 3 kez vurgulanmıştır.

Bu konuda pazarlık hakkı yoktur.

“Ben süt sevmem ama çok yoğurt ve beyaz peynir yerim, süt içmesem olmaz mı?” Hayır olmaz hanımefendi, beyaz peynir ve yoğurt süte ilave edilir, yerini tutmaz.
Güneş: Güneşin alternatifi solaryum değildir, saat 12’de tam tepede olan bildiğiniz konvansiyonel güneşten bahsediyorum.
Egzersiz: Kendiniz egzersiz yapacaksınız, bunu parayla başkasına yaptıramazsınız. Haftada en az 3 kez 45 dk yürüyünüz. Bunun üzerindeki zorlamalı sporların sağlığa zararlı olacağını unutmayınız.
Sigara: Bol bol içiniz, nefis bir kırışık cildiniz olur, osteoporoza filan üzülmeyi bir kenara bırakırsınız 🙂
Calcium düzenleyici ilaçlar: Osteoporoz + eklem ağrıları olanlar için düşünülebilir. Tedavi değeri en üst düzeyde değildir.
D-vit: Çaya çorbaya konabilir, yan tesiri yoktur, faydası boldur. Hiç ilaç almayanlar ve osteoporozu henüz olmayanlar koruyucu amaçlı calcium + D-vit preparatları kullanabilirler.
Not: D-vit ve süt içimi 60 üzeri yaşta, prostat kanseri riskini arttırır, (D-vit – calcium, growth hormon – parat hormon meselesi) Anti-prostat kanseri etkisi ortadan kalkar, bu nedenle yaşlı erkeklere süt içirmeyiniz.

Calcium: Effervesan tabletler, oyster shell, inorganik calcium, Amerika’dan bir arkadaşım getirdi, orada her amerikalı kadın kullanıyormuş, ben de alayım mı? türünden her preparat iyidir.
Soya: Modern aktarlarda satılır, estrojenik metaboliti vardır, iyidir.
Primrose – Çuhaçiçeği: Modern aktarlarda satılır, estrojenik metaboliti vardır, iyidir.
Alfakalsidol : Çaya çorbaya konabilir, yan tesiri yoktur, faydası boldur. Hiç ilaç almayanlar ve osteoporozu çok derin henüz olmayanlar koruyucu amaçlı alfakalsidol 0,25 mg 2X1 kullanabilirler. Aşağıdaki her tedavi seçeneği ile kombine edilebilir.
Alendronat: En pahalı ve en etkili osteoporoz tedavisi ajanlarından biridir. Alınması özellik gerektirir. Aç karnına, sabah, alınca yarım saat dik durunuz vs. Hızlı ilerleyen ve T skoru > -2,5 olanlardaki tek tedavi seçeneğidir. Haftada bir alınan formu vardır.
Risedronat: Alendronattan sonra ikinci derecede etkin tedavidir. Haftalık formu yoktur, günlük alınır. Biraz daha ucuzdur.
Raloxifen : Bir dönem kuş burnu çayı gibi modaydı, alsanız da olur, almasanız da, en azından plasebodur, alabilirsiniz.
Diğerleri : Geçiniz…
Daha da diğerleri: Şu anda siz bu yazıyı okurken dahiyeni ilaçlar piyasaya sürülüyor. Aylık alınanlar vs.. Bu, çok dinamik bir konudur, ihtiyacı olanların yenilikleri takip etmesinde yarar var.

Hormon tedavileri ile ilgili son söz:

Ve nihayet, Estrojen içeren vaginal kremler: Uzun süre kullanmayınız, kocanızda meme hiperplazisi yapabilir, şaka değildir, yayınlanmış vaka vardır. Çünkü cilt temasıyla geçebilir. Birinci kutu vaginal aplikatör ile rutin her gece kullanılır, ikinci kutu gereği halinde kullanılır.

Genel Kural

Her Kadın estrojen replasman tedavisi maksimum 2 yıl kullanır, sonrasında non-hormonal alternatiflere dönülür.

Estrojen hormonu tedavisinin eski inanışlarımıza göre kardiak atak riskini azaltmadığı, tam tersine iki yıldan daha uzun kullanımlarda arttırdığı ortaya çıkmıştır.

Önemli

Estrojen öcü değildir ve her kadının kullanma hakkı vardır. Kontrendikasyon yok ise yukarıdaki kurallara uyduktan sonra sakıncası yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Sayfa kopyalama korumalıdır!